Karadeniz Turları
X
X
Yükseklerdeki Yeşil Bahçe AYDER YAYLASI

 Yükseklerde hayat bir başkadır. Kimi zaman aynı günde dört mevsim yaşanır yaylalarda. Bir bakarsınız kavurucu sıcak basmış, bir bakarsınız kış ayları kadar soğuk olmuş ortalık. Güneş gülümseyen yüzünü göstermekte nazlanır, bulutlarla saklambaç oynamayı pek sever. Açık havalarda Karadeniz’e kadar olan görüş mesafesi, sis bastığında birkaç metreye kadar düşer. Bazen günlerce kalkmayan sisten sıkılır, bazen de bulutların üstünde olmaktan derin bir haz alırsınız. Rüzgar sizinle oyun oynar kimi zaman; ansızın bastırıp tüm vadiyi dumandan temizleyerek inanılmaz güzellikte bir manzara serer önünüze. Heyecanınız uzun sürmez, aşağıdan gelen yeni bir sis bulutu vadiyi yeniden beyaza boyar. Yaz ortasına denk düşen şenlik günleri, bir bayram yerinde eğlenen çocuklara benzetir yaylaları. Sabahlara kadar horon tepilir, tulumlar susmak bilmez. Kış erken iner yaylalara. Temmuzda zirvelere, ağustosta ise yüksek yaylalara kar yağar. Önce, mayısta çıkılan ve göçün ilk basamağını oluşturan aşağı yaylalara geri inilir. En geç eylül sonu insanlar sahildeki evlere çekilir, doğanın sonsuz dinginliğine ve yalnızlığa terk edilir tüm yaylalar.

 

Ülkemizde yayla denilince ilk akla gelen Karadeniz bölgesinin en gözde mekanı Ayder yaylasıdır kuşkusuz. Kaplıcası ve eşsiz doğal güzellikleriyle son yıllarda en çok turist çeken beldelerimizden biri olan Ayder, Kaçkar Dağları’na açılan bir kapı vazifesi görüyor aynı zamanda. Hep yeşil kalan ladin ile çam ağaçlarının, sarıdan kırmızıya dönüşen gürgen, kestane, kayın ve köknar ormanlarının sınırında olan bir vadiye konumlanan yayla, her mevsim farklı bir güzelliğe bürünür. Yerel yaşam biçimi, taş ve ahşap evleri, konakları, zengin bitki çeşitliliği, buzul gölleri, coşkun dereleri ve folklorik özellikleriyle bölgenin karakterini en iyi yansıtan yayladır belki de.

 

Rize ilinin Çamlıhemşin ilçesi, Hala ve Fırtına derelerinin buluştuğu bir noktaya konumlanıyor. Çamlıhemşin çıkışında sağa ayrılan yol, Konaklar Mahallesi ve Zilkale üzerinden Hemşin yaylalarına kadar gidiyor. Ayder’e uzanan soldaki 15 kilometrelik asfalt yol ise, doğayla baş başa bir serüvenin başlangıcı. Gürül gürül akan Hala deresine paralel giden yolculuğun hemen başında, art arda sıralanan taş kemer köprülerle karşılaşıyoruz. Sarp vadilerde çılgın akarsuları aşmak için kullanılan Osmanlı dönemi yadigarı bu köprülerin en güzeli, Mikron Köprüsü. Sis, nem ve yoğun bir orman dokusu, yağmur ormanlarıyla çevrili bir tünelde yolculuk yapıyormuş duygusu uyandırıyor insanda. Yamaçlara kurulu tek tük evlerden oluşan mahallelerin ve yüksek tepelerden süzülerek Hala deresine karışan şelalelerin ardından, Ayder yaylasının ilk evleriyle karşılaşıyorum.

 

Sabah güneşin aydınlattığı berrak bir havada, pansiyonun penceresinden etrafı inceliyorum. Oteller ve geleneksel yayla evlerinin bir arada bulunması ilginç bir görüntü oluşturuyor. Dere yatağına yakın ahşap evlerle karşıdaki yeşil yamaçta yer alan yapılar, yıllar öncesinin geleneksel yayla kimliğini yansıtıyor. Üç katlı otel ve pansiyonlar ise, çimento sıvalarını örtmeye çalışan tahta kaplamalarıyla bu dokuya ait olmadıklarını gösteriyorlar sanki. Hafif bir nem kokusu alıyorum. Otların üstü hala ıslak. İklimle barışık olan yöre halkı günlük hayatına devam ediyor. Bacası tüten evlerde bilin ki hayat var, sıcacık kuzinelerde yemekler pişmekte. Evlerin önünde oturan yaşlı teyzeler, bir yandan örgü örüp bir yandan komşularıyla muhabbet ediyorlar. Derede kırmızı benekli alabalık tutan çocukların neşeli çığlıkları, ot biçen yaşlı amcalar, sırtlarında küfeleriyle mantar toplamaya giden kadınlar, günlük yaşamın sıradan ayrıntılarını oluşturuyor burada.

 

1350 metre yükseklikteki Ayder Yaylası, ortasından geçen bir yolla ikiye ayrılmış. Her bütçeye hitap eden konaklama tesislerinin bulunduğu yerleşimin girişinde, ünlü kaplıcası yer alıyor. 260 metre derinlikten 55 derece sıcaklıkla çıkan şifalı kaplıca suyu, birçok hastalığın tedavisine yardımcı oluyor. 1987 yılında turizm merkezi ilan edilen Ayder’in ana caddesi, hediyelik eşya dükkanlarıyla ve restoranlarla kuşatılmış. Yöredeki kadınların başlarına taktıkları poşiler, el örgüleri, envai tür çiçekten yapılan ballar, pestiller, cevizli sucuklar, değişik peynir ve tereyağı çeşitleri tezgahları süsleyen en önemli bölgesel ürünler arasında. Yaz sıcağından serinlere kaçmak, yemyeşil çayırlarda taze bitkilerle hayvanları otlatmak ve kışa saman depolamak için yılın birkaç ayı yaylaya çıkan yöre halkı, turizme yöneliyor son yıllarda. Beldenin son evlerinin yakınında metrelerce yüksekten dökülen Gelin Tülü Şelalesi yer alıyor. Bu noktadaki seyir terasından tüm yayla, muhteşem bir fotoğraf karesi oluşturuyor.

 

Ayder, farklı uluslardan bölgeye gelen dağcı ve yürüyüşçülerin de ilk durağı aynı zamanda. TransKaçkar geçişi yapmak isteyenler ya da Kaçkarların 3937 metrelik çatısına tırmanmaya azimli doğaseverler, yerleşimi başlangıç ve ikmal noktası olarak kullanıyorlar. Yukarı Kavron Yaylası’ndan başlayan TransKaçkar yürüyüşü, Derebaşı Gölü - Kavron Geçidi - Davalı Yayla - Deniz Gölü - Zirve - Dilberdüzü - Olgunlar - Döbedüzü - Çaymakçur Geçidi - Karadeniz Gölü rotasından oluşuyor. Fazla zamanı olmayan zirve meraklıları ise, iki günlük Yukarı Kavron-Öküzyatağı Gölü-Zirve parkurunu deneyebilirler. Kış aylarında Doğu Karadeniz’deki bütün yaylalar sessizliğe bürünürken, Ayder’deki turizm faaliyeti sürüyor. İki metreye ulaşan kar kütlesi üzerinde kayak veya teleski yapan insanlar renkli görüntüler yaratıyor Kaçkar eteklerinde.

 

Oksijen deposu bu küçük ve şirin yerleşim, çevresindeki alternatiflerle de konuklarını günlerce bölgede tutmayı başarıyor. Biz de her gün değişik bir yayla gezisiyle tatilimizi renklendiriyoruz. Bir gün Yukarı Kavron’a araçla çıkıp, Aşağı Kavron üzerinden geriye hoş bir yürüyüşle dönüyoruz. Ertesi gün Galer Düzü’nden ayrılan bir yolla Çaymakçur Yaylası’na gidip gölleri gezmeyi hedefliyoruz. Kaçkar doruklarının hemen altındaki buzullarla beslenen Karadeniz, Büyük Deniz, Adsız ve Meterez gölleri, sonsuzluğun ortasında birer mavi boncuk gibi parıldıyorlar. Son günümüzü, çevredeki en yüksek yaylalardan biri olan Huser’e ayırıyoruz. Yükseldikçe ağaçlar yerini çayırlara ve çiçeklere bırakıyor. Yol boyunca turuncu gelincikler, sarı düğün çiçekleri ve ormangülleri eşlik ediyor bize. Birbirinden epey uzak evleriyle Huser Yaylası, bulutların üzerinde yalnız ve mağrur bir ülke gibi karşılıyor konuklarını. Adeta dünyaya tepeden bakan büyüleyici bir manzarayla karşı karşıyayız. Aşağıda Ayder Yaylası, uzaklarda Karadeniz ve karşımızda göğe uzanan sivri doruklarıyla Kaçkarlar’dan Altıparmak Dağları’na kadar üç bin metrenin üzerindeki bütün zirveler... Doğanın koynunda bir başına ama alabildiğine özgür ve mutlu, yoğun orman dokusunun içinde ağaç diplerindeki değişik mantar çeşitlerini inceleyerek Ayder’e doğru yürüyoruz.

 

 

Ersin Demirel

Yorumlar

Paylaş
Paylaş
Paylaş