Karadeniz Turları
X
X
ARDEŞEN’DEN FINDIKLI’YA TARİHİ TAŞ PATİKALARIN İZİNDE

 Medeniyetler beşiği Anadolu toprakları binlerce yıldır kullanılan eski taş döşeli yol ağıyla örülüdür. Antik kentleri dolaşırken, şehirlerarası yollardan geçerken, yaylalara çıkarken veya köylerin çevresinde rastlarız bu yollara. Daha çok ticari amaçlı olan bu göç yolları, muntazam taş işçilikleriyle dikkat çekerler. Bazen mermer, kimi zaman kocaman granit blokların ya da kesme taşların yan yana dizilmesi ve ya düzlenen toprağa taş döşenmesiyle oluşan bu eski yolların bir kısmı Kaçkar Dağları eteklerinden geçer.

 

Modern yaşamın gelişmesi ve standartların hayatımızı zapt etmesi sonucu her şey değişiyor. Eskiden eşyaların yüklendiği katır veya eşeklerle birlikte yürünerek çıkılan yayla yolları, giderek asfalta dönüşüyor. Atalarımızın bin bir emek ve zahmetle oluşturduğu taş patikalar, dozerlerin acımasızlığı karşısında birer birer yok oluyor ne yazık ki. Rize ilindeki Didingola-Koçdüzü, Kayadibi-Şorak yaylaları arasındaki eski patikalar gibi diğer benzerleri de ‘Yeşil Yol’ projesiyle yok edildiler. Çok az örneği kalan kültürel miras niteliğindeki bu tarihi patikaların izini sürmek için sırt çantalarımızı kuşanarak düştük yollara.

 

Fırtına deresini besleyen en önemli kollardan biri olan Tunca (Dutka) deresini takip ederek, rotamızın başlangıç noktası olan İntor yaylasına ulaşıyoruz öncelikle. Eskarmutluk ve Tunca köylerinin kullandığı 2294 metre yükseklikteki İntor, Ardeşen ilçesine 45 kilometre uzaklıkta. Altıparmak Dağları’nın dik kaya yamaçlarının gökyüzüne uzandığı bir noktada kurulan yaylanın manzarası, günün her saatinde muhteşem güzellikte. İlk gün yüksekliğe alışmak için Artvin yaylalarına erişmek için asırlardır kullanılan Dutka aşıdına kadar yürüyoruz vadi boyunca. Eskiden İntorlular geçidi aşıp, Bıçakçı yaylalarından keçi yününden örülme çoraplar alırlarmış.

 

Ertesi sabah şafağın ilk ışıklarıyla Şorak yaylasına gitmek için yola koyuluyoruz. 2903 metrelik Dana tepesine tırmanan eski patika, ormangülleri arasından geçiyor. Yükseldikçe Tunca vadisinin müthiş manzarası karşılıyor yolcularını. Düzlüğe vardığımızda Kayadibi yaylasından Şorak’a uzanan vadi seriliyor sol tarafımızda. İki sene önce adımladığım taş patika yerine, dinamitlerle doğayı tahrip ederek açılan yeni toprak yol uzanıyor yara izi gibi vadi tabanında. Dana tepesinin batısındaki düzlük alanda izlediğimiz patika, bir anda taş döşeli yola dönüşüyor. Düşük tarafı isnat duvarıyla desteklenmiş yol, elle işlenmiş ve yerleştirilmiş kesme taşlardan oluşuyor. Batonlarımızın çıkardığı tok sesler eşliğinde heyecanla yürüyoruz bu tarihi yolu. Birazdan sağ taraftan gelen bir dere yatağına ulaşıyoruz. 3086 metrelik Gürcübaşı Dağı’nın kuytuluklarındaki Gürcü Gölünden gelen dere, aşağılarda Şorak deresiyle buluşuyor.

 

Yaklaşık 3 saatlik bir yürüyüşün ardından, terk edilmiş Şorak yaylasına varıyoruz. Bir zamanlar yüzden fazla yayla evinin bulunduğu yerleşim ıssızlığa bürünmüş. Molanın ardından kuzeye doğru yönelen patikayı izleyerek yükselmeye başlıyoruz. Uzunyayım (2934) ile Şorakbaşı (3118) tepeleri arasındaki sırta ulaştığımızda inanılmaz bir görüntü çıkıyor karşımıza. Arkamızda Şorak vadisi, doğumuzda Şorak Gölü, önümüzde ise hayatımda gördüğüm en güzel buzul göllerden Çor Gölü ve vadisi fotoğraf makinelerimize tüm ayrıntılarıyla poz veriyorlar. Aşıtta bulunan ve doğaseverlere kılavuzluk eden ‘taş baba’ yanında manzaranın tadını çıkardıktan sonra, Fındıklı ilçesi sınırlarındaki göle doğru hızla inmeye başlıyoruz. Taşların egemen olduğu alandan otlar ve çiğdemlerle kaplı göl kıyısına ulaştığımızda çadırlarımızı kuruyoruz hemen. Birçok buzul gölün aksine büyük bir kumsala sahip olan Çor Gölü, büyüleyici görüntüsüyle gecemizi ışıltadıyor.

 

Üçüncü gün gölün güneydoğusunu takip ederek vadi içindeki Çor yaylasına doğru yol alıyoruz. Kayalık bir alanı geçerek Küçük Çor Gölü üzerinden sadece üç evin yaşadığı yaylaya varıyoruz. Sahip olduğu keçi sürüsünden süt ve süt ürünleri elde eden yaylacılarla keyifli bir sohbet eşliğinde kahvaltı ediyoruz. Ardından tekrar yürümeye başlayarak Abu deresinin sağ tarafındaki patikanın rehberliğine bırakıyoruz kendimizi. Bir süre sonra Çor ve Terek göllerinden gelen sularla birleşen dere yatağının debisi artıyor. Tamamen terk edilmiş Taşdibi yaylasına eriştiğimizde, sağımızdan gelen Öküzboğan deresini aşarak devam ediyoruz yolculuğumuza. Rotanın orman dokusu sınırlarına vardığı alanda Abu deresi, Marsis Dağından gelen Çağlayan (Abuviçe) ırmağıyla birleşiyor. Tahta köprü yardımıyla coşkun akarsuyu geçerek Çatak yaylasına giriyoruz.

 

Eskiden Fındıklı ilçesinin Çağlayan vadisi içindeki Gürcüdüzü, Çatak, Çamlık, Horhat, Sakura vb yaylalara ulaşmak için kullandıkları tarihi patikanın büyük bir bölümü, iki yıl önce yapılan yeni yolun altında kalmış durumda. Biz Çatak yaylasından sonra toprak yolu izleyerek Gürcüdüzü’ne doğru ilerliyoruz. Meşe ve Paşalar mezralarını geçtikten sonra Solorez mevkiinde toprak yoldan ayrılarak, Çağlayan deresi yatağına iniyoruz. Sol tarafımızda Salma şelaleleri, sağımızda ise Solorez (Taşlı Mağara) şelalesi eşliğinde sadece 3 kilometrelik kısmı kalan eski patikayı izliyoruz yeniden. Son kısmı taş döşeli merdivenlerden oluşan patika, Çağlayan deresinin sağ tarafında yer alıyor. 40 dakikalık yürüyüşün ardında önce toprak yola kavuşup daha sonra Gürcüdüzü yaylasına ulaşıyoruz.

 

Serdar’ın daha önceden ayarladığı araç, bizi alarak Çamlık yaylasına götürüyor. Amacımız farklı bir güzergahtan Çor vadisine yürüyüp yüzyıllardır kullanılan ‘Kapı’ geçidini aşarak Üçgöller’e erişmek. Çamlık’ta bir yayla evine konuk olduktan sonra dördüncü sabah yorgun ama istekli bir şekilde harekete geçiyoruz. Üç saatlik yürüyüş bizi Çışkar (2939) ile Kızıl (2961) tepeler arasındaki aşıda getiriyor. Solumuzda yöre halkı tarafından kutsal sayılan ve zirvesinde adaklar kesilen Marsis Dağı (3334) ve Büyük Marsis gölü yer alıyor. Aşağılarda Artvin’in Bıçakçılar yayla evleri karşımızda ise Altıparmak dağlarının doğu zirveleri beliriyor. Yaklaşık 500 metrelik bir yürüyüş bu kez Artvin Bıçakçılar ile Ardeşen Siprona/Balıklı yaylalarının yüzyıllardır karşılıklı kullandıkları Öküzboğan geçidine getiriyor bizleri. İnişe geçerek kuzey yönündeki iki küçük buzul gölün ardından Öküzboğan yaylasında mola veriyoruz. Birkaç evin geleneksel yayla yaşamını sürdürdüğü yerleşimden batıya uzanan patikaya girerek bir gün önce geçtiğimiz Çor yaylasına farklı bir rotadan varıyoruz bu kez.

 

Etkinliğimizin son gününde Çor vadisinin güneyine doğru yükselerek belirgin bir patikadan önce Çor Gölü düzlüğüne geliyoruz. Sonra batıya yönelerek taşlık bir arazide yürüyoruz. Uzunyayım tepesinin kuzeyindeki çayırlığa geldiğimizde, hayvan ticareti için yüzyıllardır kullanılan Kapı geçidi aşılmaz bir duvar gibi önümüzde beliriyor. Yavaş yavaş tırmanıp kayalar arasındaki aşıttan geçerek Üçgöller’e iniyoruz. 2778 metre rakımdaki göller, geniş bir çanağa konumlanıyor. Göl sularının serüveni, Çabuklu Deresi yardımıyla Arılı Vadisi üzerinden kavuştukları Karadeniz’de son buluyor. Güneşin çıkmasıyla birlikte göl sularında yüzerek günlerin yorgunluğunu çıkarıyoruz bir süre.

 

Göllerin kuzeydoğusuna ilerleyen taş döşeli patika Çabuklu yaylasına doğru yol alıyor. Biz batıya doğru yönelen patikaya girerek Ardeşen ilçesine 42 kilometre uzaklıkta yer alan ve Yeniyol (Oce) ile Yurtsever (Zenimos) köylerinin kullanımındaki Yukarı Balıklı yaylasında aktivitemizi sonlandırıyoruz.

 

Kültürel mirasımızın önemli simgelerinden biri olan taş döşeli eski patikalar, kimbilir ne hüzünlü/mutlu hikayelere tanık oldu yüzyıllar boyunca. Beş günlük yürüyüş serüveni deneyimi bana ‘İnsanoğlunun doğaya müdahale etmediği sürece yaşam döngüsünün kendi ritmini nasıl koruduğunu ve ancak doğayla uyumlu olduğumuz zaman diliminde insan olduğumuzun ayrımına varabileceğimizi’ hatırlıyor yeniden.

 

Ersin DEMİREL

Yorumlar

Paylaş
Paylaş
Paylaş